Kamuoyunda fon krizi olarak bilinen yatırım fonlarında temerrüt süreci kapsamında pek çok yatırımcı, fonlardan yer alan yatırımlarını, paralarını kaybetme tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Yatırım fonlarında temerrüt süreci başladığından beri, ara ödemeler ile bazı yatırımcıların bir kısım zararları giderilmiş olsa da zararların tazmini için önümüzde uzun bir süreç olduğu herkesçe bilinmektedir. Dahası, fonların tasfiyesi sürecinde yatırımcıların zararının tamamen giderilmemesi ihtimali de mevcuttur.
Dolayısıyla yatırımcıların, uğradıkları veya uğrayabilecekleri zararlarının giderilmesi için açılabilecek davaların önemi daha da artmaktadır. Bu yazımız kapsamında; Sermaye Piyasası Kurulu’nun (“SPK”) süreçteki rolünü, SPK’ya karşı idari yargıda açılabilecek davaları, yatırım portföy şirketleri ile bunların yöneticilerine, görevlilerine karşı adli yargıda dava açılıp açılamayacağı, istenebilecek zarar kalemleri ve dava süreçleri hakkında bilgi vermeyi amaçlamaktayız.
1.İdari Yargıda Açılabilecek Davalar, SPK’nın Süreçteki Rolü
1.1. SPK’nın Süreçteki Rolü ve Kronolojik Özet
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (“İYUK”) m. 12 kapsamında SPK’nın tesis ettiği idari işlemlere karşı veya İYUK m. 13 kapsamında SPK’nın denetim yükümlülüğünü ihlali eylemlerinden kaynaklanan tam yargı davası açılması hallerinde önemli olan, SPK’nın bir bütün olarak süreçte aldığı kararların, sürecin kronolojisinin ortaya konulması gerekmektedir.
| Tarih | Olay | Olayın Hukuki Niteliği ve Önemi |
| Kasım 2025 | Anılan tarihlerde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafında fonlarda, manipülatif fiyat artışları olduğu belirtildi ve bu duruma karşı önlemler alınacağı açıklandı.[1] | Olayın hukuki niteliği, fonlarda şu anda yaşanan krizin, başta Hazine ve Maliye Bakanlığı olmak üzere SPK tarafından bilindiği veya bilinebileceğini göstermektedir. Bu durum, krize karşı önlem alınmaması suretiyle idarenin denetim yükümlülüğünü ihlal ettiğini göstermektedir. |
| 18 Aralık 2025 | SPK tarafından serbest fonlara giriş için aranan nitelikli yatırımcı alt varlık eşiğini 1 milyon TL’den 10 milyon TL’ye; 500 bin TL olan işlem hacmi tutarının 5 milyon TL’ye çıkarıldı.[2] | SPK’nın yaşanabilecek fon krizi hakkında öngörülerde bulunduğunu, yaşanabilecek krize karşı önlem almaya çalıştığını, nitelikli yatırımcı şartlarını taşımamakla beraber usulsüz beyanlar ile bu sıfata sahip olan yatırımcıların manipülatif işlemler yapmasının önünü geçilmeye çalışıldığını ancak tedbirlerin yetersiz olduğunu göstermektedir. |
| Haziran 2026 | Morgan Stanley Capital International, Türk piyasalarında bazı hisselerde fonlar aracılığıyla koordineli işlem yapıldığına yönelik açıklamalarda bulundu. | Bu durum, başta SPK olmak üzere ilgili idarelerin durumdan haberdar olabileceğine ilişkin karine teşkil etmektedir. |
| 28 Ağustos 2026 | SPK tarafından anılan tarihte yayınlanan Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’de, serbest fonların yoğunlaşma ve ilişkili taraf işlemlerine doğrudan sınırlar getirilmiş; Fon sayısı ve büyük pozisyonlar için daha fazla portföy yöneticisi, araştırma belgesi ve yönetici onayı zorunluluğu getirilmiştir.
| Bu durum SPK’nın mevcut riskten haberdar olduğunu, riske karşı önlem almaya çalıştığını göstermektedir. Öte yanda, Kasım 2025 tarihinde krizin varlığından haber olan SPK’nın 11 aylık süre boyunca herhangi bir önlem almaması, yükümlülüklerini ihlal ettiği, krizin faturasının daha da ağırlaşmasına sebebiyet verdiği anlamına gelmektedir. |
| 15 – 16 Eylül 2026 | Pusula Portföy ve ardından Tera Portföy çıkış ödemelerinde temerrüde düştüğünü açıkladı. | Anılan tarih hem satış talimatı verip ödemesini alamayan yatırımcılar için temerrüt tarihini hem de mevcut kriz yönünden zararın ilk doğduğu an olarak değerlendirilebilir. Yatırımcıların açacakları tam yargı davaları yönünden riske girilmemesi adına bu tarihten itibaren idari başvuru veya dava açma süresinin hesaplanmasında fayda görmekteyiz. |
| 17 Eylül 2026 | SPK’nın 2026/60 ve 2026/61 sayılı Bülteni kapsamında tasfiye kararı verildi ve tasfiye kapsamındaki fonlar belirlendi. | SPK’nın almış olduğu karar ile bildiğimiz anlamıyla fon tasfiye sürecine girildi. Anılan tarih, SPK’nın tesis etmiş olduğu idari işlemin de tarihidir. İYUK m. 12 mucibinde açılacak tam yargı davalarında sürenin başlangıcı bu tarih olarak esas alınabilir. |
[1] https://x.com/Hurriyet/status/2104440969047212184
[2] https://spk.gov.tr/data/694586788f95db1cf852440a/2025-64.pdf
1.2. İYUK m. 12 Kapsamında SPK’nın Hangi İşlemine Karşı Tam Yargı Davası Açılabilir?
İYUK m. 12 kapsamında açılacak davalar en temelde, idarenin yani SPK’nın tesis etmiş olduğu idari işlemlerden kaynaklı zararların tazmini talepli olacaktır. İYUK m. 12 uyarınca ilgililer, SPK’nın tesis ettiği işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı işlemin icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekildedir:
- Tasfiye süreci bir bütün olarak ele alındığında ağırlıklı olarak SPK’nın idari işlemleri üzerinden yürütülmektedir. SPK’nın yayınladığı her bir Bülten ve Bülten’de yer alan kararlar nitelik itibariyle bir idari işlemdir.
- Bu idari işlemlere karşı 60 gün içerisinde dava açılması mümkündür.
- Hangi idari işleme karşı dava açılacağı her bir yatırımcı özelinde değerlendirilmelidir. Söz gelimi SPK’nın almış olduğu TEFAS’ta işleme kapatma kararı, öncelikli ara ödeme kararı bir idari işlem olup her birinin icra tarihinden itibaren 60 gün içerisinde dava açılması mümkündür.
- Ayrıca bütün tasfiye süreci içerisinde şimdiye kadar alınmış zarar doğurucu nitelikteki SPK kararları ile gelecekte alınabilecek bu yöndeki kararların İYUK m. 12 mucibinde tam yargı davasına konu edilebilmesi mümkündür.
- Burada özellikle SPK’nın almış olduğu tasfiye kararı yönünden bir ayrım yapılması gerekmektedir. İYUK m. 12 mucibinde tam yargı davası açılabilmesi için idari işlemden kaynaklanan bir zarar olması gerekmektedir. Tasfiye kararı ise zararı doğuran bir idari işlem değil; tam aksine zararın doğmasından yani fonların temerrüde düşmesinden kaynaklanan bir idari işlemdir. Bu nedenle tasfiye kararının tek başına tam yargı davasına konu edilmesi mümkün değildir.
- İYUK m. 12 kapsamında idari işlemlere karşı açılabilecek davalarda; ağırlıklı olarak SPK’nın sürecin yürütülmesinde almış olduğu ve zarar doğuran nitelikteki idari işlemlerden kaynaklanan zararların tazmini talep edilebilir.
İYUK m. 12 kapsamında açılabilecek idari davalar yönünden fikir vermesi açısından mağdur profilleri ile hangi idari işlemlere karşı, ne şekilde dava açılabileceğini aşağıdaki tabloda belirtmekteyiz. Bu tabloda belirtilen dava ve idari işlem örnek nitelikte olup, her bir yatırımcı yönünden kendine özgü durumlar ayrıca değerlendirilmelidir.
| İdari İşlem | SPK’nın 28.09.2026 tarihli duyurusu kapsamında, 17.09.2026 tarihinde TEFAS’ta verilen talimatların iptal edilmesi. |
| İdari İşlemin Tesis Tarihi | 28.09.2026 |
| Yatırımcının Zararı | Fonun satışından elde edilecek gelir |
| Yatırımcının Zararının Sebebi | SPK’nın 28.09.2026 tarihli duyurusu ile 17.09.2026 tarihinde verilen talimatların da iptal edilmesi dolayısıyla 16.09.2026 ile 17.09.2026 tarihinde verilen talimatlar yönünden eşitlik ilkesine aykırı işlem tesis edilmiştir. |
| Açılacak Davada Süre | İşlemin tesis tarihi olan 28.09.2026’dan itibaren 60 günlük süre içerisinde dava açılır. |
| İdareye Başvuru Şartı Var Mı? | İYUK m. 12 kapsamında tam yargı davası açılacağı için idareye başvuru şartı yoktur. |
| Görevli ve Yetkili Mahkeme | Görevli mahkemeler İdare Mahkemeleri olup, yetkili mahkeme Ankara İdare Mahkemeleri’dir. |
1.3 İYUK m. 13 Kapsamında SPK’nın Denetim Yükümlülüğünü İhlal Etmesinden Kaynaklanan Tam Yargı Davası
İYUK m. 13 kapsamında açılacak davalarda ise İYUK m. 12 kapsamında açılacak tam yargı davalarından farklı olarak ağırlıklı şekilde; SPK’nın denetim yükümlülüğünü ihlal etmesinden yani olumsuz idari eyleminden kaynaklanan zararların tazmini istenecektir.
SPK, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (“6362 sayılı Kanun”) uyarınca; sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesinden sorumludur.
SPK’nın bu yükümlülüğünü yerine getirmesi amacıyla 6362 sayılı Kanun kapsamında çeşitli araçları, yine 6362 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan ikincil düzenlemeler ile çeşitli imkanları bulunmaktadır. Yukarı da açıklandığı üzere mevcut fon krizinin ayak sesleri Kasım 2025’te duyulmuştur. SPK’nın anılan tarihten itibaren krizin çıkmasını önlemek, piyasasının sağlıklı bir şekilde işleyişini sağlamak için elindeki imkanları kullanması kanuni zorunluluktur.
SPK tarafından mevcut krizin ortaya çıkabileceğinin Kasım 2025 tarihinde bilinmesine rağmen yaklaşık 11 ay sonra ilk somut adımın atılması, krizin ortaya çıkmasının ve faturasının bu derece ağır olmasının yegane sebebidir. Tam da bu noktada SPK’nın krizi önlemek için gerekli önlemleri almaması, doktrinde olumsuz idari eylem olarak nitelendirilmektedir. Bir başka deyişle SPK, gereken önlemleri almamış, gereken denetim yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Anayasa’nın 125. maddesinde düzenlenen idarenin mali sorumluluğu ilkesi uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. İdarenin mali sorumluluğu ise, idareye karşı açılacak tam yargı davalarında gündeme gelecektir.
6362 sayılı Kanun kapsamında SPK, piyasanın işleyişinde denetim faaliyeti yürütme yetkisi ve sorumluluğuna haizdir. Yine 6362 sayılı Kanun m. 96 ve devamı hükümler uyarınca SPK’nın, sermaye piyasası kurumlarının hukuka aykırı faaliyetlerinde uygulayabileceği tedbirler sayılmış, m. 128’de de SPK’nın görev ve yetkileri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Bu kapsamında İYUK m. 13 kapsamında açılacak davalarda dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekildedir:
- İlgililer dava açmadan önce; idarenin eylemlerini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Somut olayda 15.09.2026 veya 16.09.2026 tarihi itibariyle ilgililerin zararlarının doğduğunu öğrendikleri kabul edilebilir. Dolayısıyla bu tarihten itibaren bir yıl içerisinde ilgili idare olan SPK’ya yazılı şekilde zararın giderilmesine yönelik başvuru yapılması gerekmektedir.
- İdareye yapılacak başvurularda veya açılacak davalarda ilgililer, uğradıkları somut zararı göstermeli ve aynı zamanda varsa manevi zararlarını da talep etmelidir.
- Açılacak davalarda; SPK’nın denetim yükümlülüğünü ihlal etmesi ile doğan zarar arasındaki uygun illiyet bağının bizzat davacı tarafından ispatı gerekmektedir.
- Bu noktada geçmişte yaşanmış benzer nitelikteki Foreks Vurgunu veya İhlas Finans Skandallarında yürütülen tam yargı davalarında idarenin savunmalarına değinmekte fayda vardır. İdareler anılan süreçlerde meydana gelen zararların, yatırım riskinden kaynaklandığını veya sürece dahil olan özel kuruluşların eylemlerinden kaynaklandığını, idarenin kusuru ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunmadığını ileri sürmüştür.
- Mevcut fon krizinde açılacak davalarda da SPK tarafından, yatırım fonlarının kendi içerisinde yatırım riski barındırdığı, yatırım portföy şirketlerinin eylemlerinin illiyet bağını kestiği yönünde savunmalar yapılması ihtimal dahilindedir.
İYUK m. 13 kapsamında açılabilecek tam yargı davaları fikir vermesi açısından örnek sürece aşağıda yer vermekteyiz:
| SPK’nın İdari Eylemi | Denetim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, fon krizinin başlayacağının Kasım 2025 tarihinde öngörülebilmesine rağmen hizmet kusuru ile gereken önlemlerin alınmaması. |
| Dava Açma Süresinin Başlaması | 15.09.2026 veya 16.09.2026 tarihi itibariyle yatırımcıların paralarına erişememesi, başka bir deyişle idarenin eyleminden haberdar olunduğu ilk tarih. |
| SPK’ya Başvuru Şartı | 15.09.2026 veya 16.09.2026 tarihi itibariyle 1 yıl içerisinde SPK’ya yazılı başvuruda bulunularak zararın giderilmesinin istenmesi gereklidir. |
| Açılacak Davada Talep Edilecek Zarar | Yatırımcının vermiş olduğu emir neticesinde hesabına geçecek tutar ve eğer varsa manevi zararı. |
| Yetkili ve Görevli Mahkeme | Yetkili ve görevli mahkeme, Ankara İdare Mahkemeleri’dir. |
2. Adli Yargıda Açılabilecek Davalar, Hukuki Çözümler
Adli yargıda açılabilecek davalarda en ilgililer en temelde, tasfiye sonucunda aldıkları meblağ ile toplam birikimleri arasındaki farkı veya tasfiye sürecinde herhangi bir ödeme almamaları halinde toplam birikimlerini şartların oluşması halinde portföy yönetim şirketlerinden, şirketlerin yöneticilerinden, portföy saklayıcısı kurumlardan talep edebilir.
2.1. Kimlerin Hangi Nedenle Sorumluluğu Bulunmakta?
a) Fon Kurucusu Yatırım Portföy Şirketleri
Fon kurucusu yatırım portföy şirketi ile yatırımcı arasında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) m. 506 uyarınca vekalet ilişkisi vardır. Yatırımcılar, yatırımlarının yönetilmesi amacıyla yatırım portföy şirketleri ile vekalet akdine dayalı bir ilişki kurmaktadırlar. Yatırımcılar, yatırım portföy şirketinin sermaye piyasası düzenlemelerine aykırı olarak fonda usule aykırı işlem yapıldığını ve bundan kaynaklı zarara uğradığını iddia etmeleri halinde dava açabilir.
Bu noktada özellikle;
- Fon izahnamesinde yer alan özel şartların,
- Fon içtüzüğünde yer alan özel şartların,
- Yatırımcı ile yatırım portföy şirketi arasında kurulan sözleşmenin her bir yatırım fonu yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yatırım portföy şirketlerinin sorumluluklarını düzenleyen temel mevzuat ise III-55.1 sayılı Portföy Yönetim Şirketleri ve Bu Şirketlerin Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Tebliği m. 34’tür. Anılan hüküm şu şekildedir:
“Şirket, portföy yöneticilerinin görevlerini ifa ederken sözleşmeye, iç tüzüğe, izahnameye, esas sözleşmeye, sermaye piyasası mevzuatına ve genel hükümlere aykırı işlemlerinden ve özen-sadakat yükümlülüğüne aykırı fiillerinden dolayı müşteriye karşı doğrudan sorumludur.”
Yine TBK m. 506’da yer alan vekalet hükümlerinden hareketle yatırım portföy şirketinin sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığından hareketle zarar doğduğu iddiası, açılabilecek tazminat davalarında bir diğer dayanaktır. Keza 6362 sayılı Kanun m. 55/6 hükmü de yatırım portföy şirketlerine, faaliyetlerini yürütürken yönetimlerindeki fonların, katılma payı sahiplerinin ve diğer müşterilerinin çıkarlarını gözetme sorumluluğu yüklemiştir.
b) Fon Kurucusu Yatırım Portföy Şirketlerinin Yöneticileri
Portföy yönetim şirketlerinin yöneticileri ile yatırıcımlar arasında doğrudan bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. Buradan hareketle yöneticilere karşı açılacak davalarda; yöneticinin kusurlu eylemleri ile zarara sebebiyet verdiği, zararın ise TBK m. 49’da düzenlenen haksız fiil sorumluluğu olduğu iddiasına dayanılmalıdır.
c) İzahname ve KAP’ta İlan Edilen Bilgilerde Yer Alan Hatalardan Kaynaklı Sorumluluk
Fonlara ait izahnameler ile KAP’ta yer alan açıklamaların gerçeğe aykırı olması veya hatalı olması halinde devreye 6362 sayılı Kanun m. 10 ve m. 32 hükümleri girer. Anılan hükümler şu şekildedir:
“İzahnameden sorumlu kişiler
MADDE 10 – (1) İzahnamede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan ihraççılar sorumludur. Zararın söz konusu kişilerden tazmin edilememesi veya edilemeyeceğinin açıkça belli olması hâlinde; halka arz edenler, ihraca aracılık eden lider aracı kurum, varsa garantör ve ihraççının yönetim kurulu üyeleri kusurlarına ve durumun gereklerine göre zararlar kendilerine yükletilebildiği ölçüde sorumludur.
(2) Bağımsız denetim, derecelendirme ve değerleme kuruluşları gibi izahnamede yer almak üzere hazırlanan raporları hazırlayan kişi ve kurumlar da hazırladıkları raporlarda yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden bu Kanun hükümleri çerçevesinde sorumludur.
“Kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan sorumluluk
MADDE 32 – (1) 10 uncu madde çerçevesinde, aynı maddede sorumlu olduğu belirtilen kişiler ile mevzuat uyarınca izahname, pay alım tekliflerinde hazırlanan bilgi formu, özel durum açıklaması, birleşme ve bölünme işlemlerinde hazırlanacak duyuru metinleri, borsada işlem görme duyurusu ve finansal raporlar gibi Kurulca kamuyu aydınlatma amacı ile düzenlenmesi öngörülen sair kamuyu aydınlatma belgelerini imzalayanlar veya bu belgeler kendi adına imzalanan tüzel kişiler bu belgelerde yer alan yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan müteselsilen sorumludur.
(2) Bağımsız denetim, derecelendirme ve değerleme kuruluşları gibi kamuyu aydınlatma belgelerinde yer alan veya bu belgelere dayanak olmak üzere hazırlanan raporları hazırlayan kişi ve kurumlar da bu Kanun hükümleri çerçevesinde sorumludur.
6362 sayılı Kanun m. 10 ve m. 32; izahnamelerde ve kamuyu aydınlatmaya yönelik belgelerde yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan aşağıda sayılan kişileri sorumlu tutmuştur:
- 6362 sayılı Kanun m. 10/1 hükmü uyarınca; halka arz edenler, ihraca aracılık eden lider aracı kurum, varsa garantör ve ihraççının yönetim kurulu üyeleri izahnamede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden doğan zarardan sorumludur.
- 6362 sayılı Kanun m. 10/2 hükmü uyarınca; bağımsız denetim, derecelendirme ve değerleme kuruluşları gibi izahnamede yer almak üzere hazırlanan raporları hazırlayan kişi ve kurumlar da izahnamede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden doğan zarardan sorumludur.
- 6362 sayılı Kanun m. 32/1 uyarınca; izahname, pay alım tekliflerinde hazırlanan bilgi formu, özel durum açıklaması, birleşme ve bölünme işlemlerinde hazırlanacak duyuru metinleri, borsada işlem görme duyurusu ve finansal raporlar gibi Kurulca kamuyu aydınlatma amacı ile düzenlenmesi öngörülen sair kamuyu aydınlatma belgelerini imzalayanlar veya bu belgeler kendi adına imzalanan tüzel kişiler bu belgelerde yer alan yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan müteselsilen sorumludur.
- 6362 sayılı Kanun m. 32/2 uyarınca; bağımsız denetim, derecelendirme ve değerleme kuruluşları gibi kamuyu aydınlatma belgelerinde yer alan veya bu belgelere dayanak olmak üzere hazırlanan raporları hazırlayan kişi ve kurumlar da doğan zararlardan sorumludur.
6362 sayılı Kanun m. 32/3 ve m. 32/4; kamuyu aydınlatma belgelerindeki yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlar yönünden bazı özel şartlar öngörmüştür.
- 6362 sayılı Kanun m. 32/3; kamuyu aydınlatma belgelerinde yer alan bilgilerin yanlış, yanıltıcı veya eksik olması konusunda bilgi sahibi olmadığını ve bu bilgi eksikliğinin kast veya ağır ihmallerinden kaynaklanmadığını ispatlayan kişiler sorumlu olmaz düzenlemesini içermektedir ve sorumlular yönünden sorumluluktan kurtuluş karinesini göstermektedir.
- 6362 sayılı Kanun m. 32/4 ise kamuyu aydınlatma belgelerinde yer alan hatalı bilgiler arasında TBK’da yer alan illiyet bağına kıyasla daha özel bir tür illiyet bağı öngörmüştür. Anılan hüküm uyarınca; yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgiler içeren izahnamenin geçerlilik süresi boyunca; diğer kamuyu aydınlatma belgelerinin ise kamuya açıklandığı tarihten hemen sonra, ilk halka arzdan veya borsada satın alınan veya satılan sermaye piyasası araçlarının, gerçeğe uygun bilginin ortaya çıktığı tarihten hemen sonra borsada satılması veya satın alınması üzerine yatırımcıların malvarlıklarında zarar meydana gelmesi hâlinde illiyet bağının oluştuğu kabul edilmektedir.
Son olarak 6362 sayılı Kanun m. 32/5, kamuyu aydınlatma belgelerinin yanlış, yanıltıcı veya eksik olmasından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden bazı özel ret sebepleri saymıştır. Maddede yer alan şartlardan birinin gerçekleşmesi halinde dahi yatırımcıların açacakları tazminat davalarının reddi gerekmektedir. Anılan maddede yer alan ret sebepleri özetle şu şekildedir:
- Sermaye piyasası araçlarının alım veya satımının, kamuyu aydınlatma belgesine dayanmaması,
- Sermaye piyasası araçlarının alım veya satımının kamuyu aydınlatma belgelerinde yer alan bilgilerin yanlış, yanıltıcı veya eksik olduğu bilinmesine rağmen yapılması,
- Kamuyu aydınlatma belgelerinde yer alan yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilere ilişkin düzeltmenin, yatırım kararının verilmesinden veya bu belgeye dayanarak işlem yapılmasından önce ilan edilmiş olması,
- Kamuya açıklanan belgede yer alan bilgiler yanlış, yanıltıcı veya eksik olmasaydı dahi yatırımcıların zarara uğrayacak olmaları.
d) Portföy Saklayıcısı
Yatırım kuruluşlarının portföylerindeki varlıklar bu kuruluşlar adına açılmış ayrı bir saklama hesabında saklanmak üzere portföy saklama hizmetini yürüten kuruluşa teslim edilir ve bu kuruluşa, portföy saklayıcısı denir.
Portföy saklayıcısı; 6362 sayılı Kanun m. 56 uyarınca değerleme, ihraç, itfa ve portföy sınırlamalarının mevzuata uygunluğunu denetlemekle yükümlüdür. Söz konusu yükümlülüğün ihlali halinde ise 6362 sayılı Kanun m. 56/2 uyarınca portföy saklayıcısı, yatırım fonlarında portföy yönetim şirketi ve katılma payı sahiplerine, yatırım ortaklıklarında ise ortaklığa verdiği zararlardan sorumludur.
Zararın tazminini talep edebilecek kişiler ise 6362 sayılı Kanun m. 56/3’te şu şekilde sayılmıştır:
- Portföy yönetim şirketi veya yatırım ortaklığı, portföy saklama hizmetini yürüten kuruluştan; ihlal nedeniyle doğan zararların giderilmesini talep etmekle yükümlüdür.
- Pay veya katılma payı sahiplerinin dava açma hakkı saklıdır.
2.2. Hukuk Davalarında Zamanaşımı
Bir önceki başlıkta yer verilen davalar yönünden uygulanacak zamanaşımı sürelerinin ve sürelerin başlangıcının doğru tespiti yatırımcıların zarara uğramaması adına önemlidir. Bu itibarla uygulanacak zamanaşımı süreleri şu şekildedir:
| Davanın Karşı Tarafı | Davanın Dayanağı | Zamanaşımı Süresi | Zamanaşımının Başlangıcı |
| Fon Kurucusu Yatırım Portföy Şirketleri
| Şirketin, sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu yatırımcıya zarar vermesi. | TBK m. 147/5 hükmü uyarınca vekalet ilişkisinde 5 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. | Vekâlet sözleşmesi devam ettiği sürece, vekilin hesap verme borcu sürekli olduğundan kural olarak zamanaşımı işlemez; süre sözleşmenin sona erdiği tarihte başlar. İhtiyatlı olunması adına, fonların tasfiyesine başlanılan 15-17 Eylül 2026 tarihlerinde vekalet sözleşmesinin sona erdiği kabulü ile bu tarihten itibaren zamanaşımının işletilmesi faydalı olacaktır. |
| Yatırım Portföy Şirketinin Yöneticisi | TBK m. 49 uyarınca yatırımcının zararını doğuran haksız fiil. | TBK m. 72 uyarınca ki yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl. | Zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren başlayacaktır. |
| İzahnamede veya kamuyu aydınlatma belgelerinde hatalı bilgi veren kişi veya kurumlar | 6362 sayılı Kanun m. 10 ve m. 32 uyarınca izahnamede veya kamuya açıklanan bilgileri içeren belgelerde yer alan hatalı, yanıltıcı, eksik bilgilerden ötürü yatırımcının zarara uğraması. | 6362 sayılı Kanun m. 32/6 uyarınca Kamuyu zararın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay. | Zararın, fonların tasfiyesine başlanılan 15-17 Eylül 2026 tarihinde doğduğunun kabulü ile bu tarihten itibaren zamanaşımının işletilmesi faydalı olacaktır. |
| Portföy Saklayıcısı Kuruluşlar | 6362 sayılı Kanun m. 56 uyarınca ihraç, itfa ve portföy sınırlamalarının mevzuata uygunluğunu denetleme yükümünün ihlali. | Mevzuatta özel bir zamanaşımı hükmü öngörülmemiştir. Buradan hareketle TBK m. 146 uyarınca genel alacak zamanaşımı olan 10 yıllık süreye tabidir. | Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlar. |
2.3. Görevli Mahkeme ve Arabuluculuk
Yukarıda yer verilen davalar yönünden kural olarak Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir. Açılacak davalarda, dava öncesinde ticari dava arabuluculuk başvurusu yapılması zorunludur.
2.4. Yatırımcıların Hukuk Davalarından Önce Dikkat Etmesi Gerekenler
Yatırımcılar tarafından adli yargıda açılacak tazminat davaları yönünden dikkat edilmesi gereken noktalar, davalarda karşılaşılabilecek olumsuzluklar ve yatırımcılar yönünden önerilerimiz şu şekildedir:
- Açılabilecek davalarda davalılar tarafından öne sürülecek en temel iddia, fonların yapısı itibariyle riskli varlıklar olduğu ve meydana gelen zararın yatırım riski olduğudur. Hal böyle olmakla beraber, yatırım portföy şirketlerinin mevzuata aykırı işlemleri, fiktif olarak fiyatlarda yaratılan şişmeler, yöneticilerin ve şirketlerin özen yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bizzat sorumluluğun yatırım portföy şirketleri ve yöneticilerinde olduğunu gösterir argümanların ve delillerin dosyaya kazandırılması önemlidir.
- Yapılacak yargılamalarda sonuç ne yönde olursa olsun yatırım fonlarının ayrı bir tüzelkişiliği olmadığı, ayrı bir malvarlığı topluluğu olduğu ve 6362 sayılı Kanunu m. 53 uyarınca fonun mal varlığının, portföy yönetim şirketi ve portföy saklama hizmetini yürütecek kuruluşun mal varlığından ayrı olduğu unutulmamalıdır.
- Buradan hareketle davaların olumlu sonuçlanması halinde dahi alacak, fon malvarlığından değil; fonun yöneticisi olan portföy şirketinden veya yöneticinin şahsi malvarlığından karşılanacaktır.
- Keza 6362 sayılı Kanun m. 53/2 uyarınca fon malvarlığı teminat gösterilemez ve rehnedilemez. Fon mal varlığı portföy yönetim şirketinin ve portföy saklama hizmetini yürüten kuruluşun yönetiminin veya denetiminin kamu kurumlarına devredilmesi hâlinde dahi başka bir amaçla tasarruf edilemez, kamu alacaklarının tahsili amacı da dâhil olmak üzere haczedilemez, üzerine ihtiyati tedbir konulamaz ve iflas masasına dâhil edilemez.
- Yatırımcıların dava öncesinde toplaması gereken delillere dair aşağıda yer verdiğimiz tabloya da dikkat edilmesini önermekteyiz:
| Toplanması Gereken Delil | Toplanacak Delilin Sağlayacağı Fayda |
| MKK nezdinde tutulan e-Yatırımcı Kayıtları | Fonlardaki katılma payının, uğranılan zararın tespiti için en önemli delildir. |
| MKK nezdinde tutulan işlem kayıtları | Yatırımcıların MKK nezdine yaptığı işlemleri, fonlarındaki katılma paylarını, emir tarihlerini ve temerrüde düşen talimatı göstermesi açısından önem arz etmektedir. |
| Aracı kuruluşlara veya bankalara verilen talimatlar | Aracı kuruluşlar veya bankalar aracılığıyla fonlara dahil olan yatırımcıların emirlerini, katılma paylarını ve temerrüde düşen talimatı göstermesi açısından önemlidir. |
| Fon izahnamesi, fon içtüzüğü ve KAP Duyuruları | Özellikle 6362 sayılı Kanun m. 32 ve m. 10 kapsamında açılacak davalar başta olmak üzere, özen yükümlülüğünün ihlal edildiği iddialarını ispatlamak açsından önemlidir. |
Hazırlayan:
Av. Doğa Can Altınözlü