Blog

Vergi Hukukunda Adat Faizi Uygulaması: İç Emsal, Faiz Oranı Seçimi ve KDV Tartışması

24.04.2026

  1. Giriş

İlişkili kişilerle gerçekleştirilen işlemlerde emsallere uygunluk ilkesine uyulmaması, kurum kazancının transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtıldığı sonucunu doğurabilmektedir. Uygulamada bu tartışmanın en sık görüldüğü alanlardan biri, şirketlerin ortaklarına veya ilişkili kişilere faizsiz ya da emsale göre düşük faizli şekilde borç para kullandırdığı iddiasıdır. Bu gibi durumlarda idare, şirketin ilişkili kişiye emsale uygun bir bedel karşılığında finansman hizmeti sunması gerekirken bunu yapmadığı kabulünden hareketle, “adat faizi” olarak adlandırılan varsayımsal bir faiz geliri hesaplamakta; bazı hallerde bu hesaplama üzerinden kurumlar vergisi yönünden transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı, KDV yönünden ise finansman hizmeti ifası bulunduğu gerekçesiyle tarhiyat yoluna gidebilmektedir. Özellikle ortaklar cari hesabı, kasa hesabı veya benzeri hesaplar üzerinden şirket kaynaklarının ilişkili kişilerin kullanımına bırakıldığı iddiasıyla yapılan bu tür tarhiyatlarda; hangi faiz oranının esas alınacağı, emsale uygun bedelin tespitinde iç emsalin önceliği, adat faizi üzerinden KDV hesaplanıp hesaplanmayacağı ve idarenin bu hususları hangi somut verilerle ortaya koyması gerektiği önem taşımaktadır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesi ile 18.11.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğde, ilişkili kişilerle yapılan işlemlerde emsallere uygunluk ilkesinin esas olduğu; ayrıca ödünç para alınması ve verilmesinin de bu kapsamda bulunduğu açıkça belirtilmiştir. Bu yazıda, adat faizi uygulaması söz konusu çerçevede değerlendirilerek; özellikle iç emsal, faiz oranı seçimi, KDV ve ispat sorunları üzerinde durulacaktır.

  1. Adat faizinin hukuki dayanağı

KVK’nın 13. maddesi uyarınca, kurumların ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunmaları halinde, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Tebliğ’de, mal veya hizmet alım ya da satımı kavramının yalnızca klasik ticari teslim ve hizmetlerle sınırlı olmadığı; ödünç para alınması ve verilmesi işlemlerini de kapsadığı açık şekilde düzenlenmiştir. Dolayısıyla ilişkili kişiye sağlanan faizsiz finansman, yalnızca muhasebesel bir eksiklik olarak değil, doğrudan doğruya transfer fiyatlandırması meselesi olarak değerlendirilir.

Bu nedenle adat faizi, teknik anlamda sadece bir hesaplama yöntemi değil; ilişkili kişiye sağlanan finansman imkanının emsale uygun karşılığının tespiti bakımından kullanılan vergisel bir araçtır. Nitekim Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu da, ortaklara bedelsiz finansman temin edilmesi ve bu nedenle şirketin elde edeceği faiz gelirinden mahrum kalmasının, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı sonucunu doğurabileceğini kabul etmektedir. Kurulun bir kararında normal günlük ihtiyacın çok üzerindeki borç bakiyeleri için adatlandırma ve tahakkuk işlemi yapılmamasının, şirket ile ortakları arasında ödünç para alıp verme ilişkisini gösterdiği ifade edilmiştir [1].

  1. İç emsal neden belirleyicidir?

Adat faizi uyuşmazlıklarında asıl mesele çoğu zaman faiz hesaplanıp hesaplanmayacağı değil, hangi faiz oranının emsal kabul edileceği noktasında ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun cevabı ise öncelikle iç emsal kavramında aranmalıdır. Transfer Fiyatlandırması Genel Tebliği’nde, emsallere uygun fiyat veya bedele ulaşmak için en uygun yöntemin seçilmesinde, öncelikle mükellefin ilişkisiz kişilerle yaptığı işlemlerde kullandığı fiyat veya bedelin iç emsal olarak esas alınacağı ancak böyle bir verinin bulunmaması veya güvenilir olmaması halinde dış emsale gidilebileceği belirtilmiştir.  Öğretide de emsallere uygun bedelin tespitinde, karşılaştırılabilir nitelikte iç emsal mevcutsa öncelikle bu veriye başvurulması gerektiği kabul edilmektedir [2].

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun bir kararında da [3] bu yaklaşım açık biçimde görülmektedir. Kararda, mükellefin kullandığı kredilerin ticari kredi niteliğinde olması, faiz oranlarının karşılaştırmaya elverişli bulunması ve yeterli sayıda kredi kullanımının mevcut olması nedeniyle öncelikle iç emsale başvurulması gerektiği belirtilmiş, bu kapsamda mükellefin kullandığı banka kredilerinin faiz ortalaması iç emsal faiz oranı olarak esas alınmıştır. Bu karar, adat faizine ilişkin uyuşmazlıklarda faiz oranının belirlenmesinde ilk bakılacak yerin mükellefin kendi finansman maliyeti olduğunu göstermesi bakımından son derece önemlidir.

  1. Reeskont faizi mi, avans faizi mi, ticari kredi faizi mi?

Uygulamada inceleme elemanları veya yargı mercileri tarafından zaman zaman reeskont faizi, avans faizi ya da ticari kredi faiz oranı esas alınarak farklı hesaplamalar yapılabilmektedir. Oysa bu hususta tek ve otomatik bir oran bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Esasen faiz oranı seçiminde önce iç emsal araştırılmalı; mükellefin ilişkisiz bankalardan temin ettiği krediler, bunların vadeleri, ticari niteliği ve dönemsel faiz yükü incelenmelidir. Ancak böyle bir veri yoksa veya karşılaştırmaya elverişli değilse dış emsallere başvurulabilir. Tebliğ’in öngördüğü sistematik de tam olarak budur.

Nitekim Danıştay kararlarında da bu tartışmanın somut uyuşmazlık özelinde ele alındığı görülmektedir. Karar içeriğinde yer alan bir uyuşmazlıkta, inceleme elemanının Merkez Bankası avans faiz oranını esas alarak hesaplama yaptığı; buna karşılık yargı mercilerince adat hesaplarında reeskont faiz oranının esas alınması gerektiği yönünde değerlendirme yapıldığı görülmektedir [4]. Bu durum, uygulamada faiz oranı seçiminin soyut ve kendiliğinden belirlenebilen bir mesele olmadığını; tam tersine tarhiyatın hukuka uygunluğunu doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olduğunu ortaya koymaktadır.

Kanaatimizce de mükellefin kendi kredi kullanımlarından hareketle güvenilir bir iç emsal tespit edilebiliyorsa, öncelik bu veriye verilmelidir. İç emsal mevcut değilse veya sağlıklı karşılaştırma imkanı vermiyorsa, o takdirde TCMB reeskont yahut avans faiz oranı gibi dış göstergelere neden başvurulduğu ayrıca ve açık biçimde ortaya konulmalıdır. Aksi halde faiz oranı seçimi, somut dayanağı olmayan takdiri bir müdahaleye dönüşebilecektir.

  1. Her borç bakiyesi otomatik olarak adat faizi doğurur mu?

Adat faizi uygulamasında gözden kaçırılmaması gereken bir diğer husus, her ortaklar cari hesabı veya her yüksek kasa bakiyesinin kendiliğinden örtülü finansman ilişkisi anlamına gelmeyeceğidir. Öncelikle, söz konusu tutarın gerçekten ortak veya ilişkili kişi kullanımına bırakılıp bırakılmadığı; bırakılmışsa bunun hangi işlem veya para hareketi üzerinden gerçekleştiği; bunun ticari faaliyetle açıklanabilir olup olmadığı somut biçimde ortaya konulmalıdır. Yalnızca hesap bakiyesinin yüksek olması ya da bir hesabın ticaret hacmine kıyasla olağan dışı görünmesi, tek başına adat faizi tarhiyatı için yeterli kabul edilemez.

Nitekim Danıştay’ın bir başka karar içeriğinde, “159-Verilen Sipariş Avansları” hesabındaki tutarların ortaklara faizsiz kullandırıldığı varsayımıyla yapılan tarhiyatta; hesapta yer alan meblağların gerçekten ortaklara aktarıldığına, şirket dışına çıktığına veya hangi amaçla kullanıldığına ilişkin yeterli somut tespit bulunmadığı vurgulanmış ve salt varsayıma dayalı tarhiyat hukuka aykırı bulunmuştur. Bu yaklaşım, adat faizine ilişkin incelemelerde yalnızca muhasebe hesabının adına veya bakiyenin büyüklüğüne değil, işlemin gerçek mahiyetine bakılması gerektiğini açıkça göstermektedir.

  1. Adat faizinin KDV boyutu

Adat faizinin yalnızca kurumlar vergisi yönünden değil, KDV yönünden de sonuç doğurup doğurmayacağı uygulamada ayrı bir tartışma alanıdır. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca, teslim veya hizmet karşılığında ortaya çıkan faiz, prim ve benzeri gelirler ile her türlü menfaat, hizmet ve değer KDV matrahına dahildir. KDV Genel Uygulama Tebliği’nde de, faiz ve benzeri menfaatlerin matraha dahil unsurlar arasında yer aldığı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle, adat faizi gerçek bir finansman hizmetinin karşılığı olarak kabul edildiğinde, bunun KDV bakımından da değerlendirilmesi gündeme gelebilmektedir.

Bununla birlikte, her olayda otomatik biçimde KDV sonucu doğduğunu söylemek de isabetli değildir. Önce gerçekten ilişkili kişiye sunulmuş bir finansman hizmeti bulunup bulunmadığı, sonra da bu hizmet karşılığının hangi yöntemle ve hangi döneme ilişkin olarak hesaplandığı netleştirilmelidir. Zira finansman hizmetinin varlığı somut şekilde ortaya konulmadan, yalnızca teorik bir faiz mahrumiyeti üzerinden KDV tarhiyatına gidilmesi ciddi hukuki tartışmalar doğuracaktır. Bu noktada kurumlar vergisi yönünden transfer fiyatlandırması tespiti ile KDV yönünden hizmet ifasının varlığı, her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

  1. Sonuç

Adat faizi, uygulamada çoğu zaman mekanik bir hesaplama meselesi gibi ele alınsa da gerçekte bunun çok daha kapsamlı bir vergisel değerlendirme olduğu açıktır. İlişkili kişilere faizsiz veya düşük faizli finansman sağlandığının kabul edilebilmesi için öncelikle işlemin gerçek mahiyetinin somut delillerle ortaya konulması gerekir. Bu aşama geçildikten sonra ise emsale uygun faiz oranının belirlenmesinde öncelikle iç emsale başvurulmalı; mükellefin ilişkisiz kişilerle yaptığı karşılaştırılabilir finansman işlemleri varken doğrudan dış emsale gidilmemelidir. İç emsal bulunmaması veya güvenilir olmaması halinde dış emsal kullanılabilir ancak bunun da nedenleri açıkça gösterilmelidir.

Bu çerçevede, adat faizi tarhiyatlarının hukuka uygunluğu bakımından üç temel sorunun ayrı ayrı cevaplanması gerekir: İlk olarak, gerçekten ilişkili kişiye sağlanmış bir finansman imkanı var mıdır? İkinci olarak, emsale uygun faiz oranı hangi verilere dayanılarak belirlenmiştir? Üçüncü olarak, bu işlem KDV yönünden vergiyi doğuran bir finansman hizmeti niteliği taşımakta mıdır? Bu üç soruya somut, denetlenebilir ve dosya içeriğiyle uyumlu cevap verilemediği sürece adat faizi üzerinden yapılan tarhiyatların önemli bir kısmı yargısal denetimde tartışmalı hale gelmeye devam edecektir.

Kaynakça

1- Danıştay VDDK’nın E. 2023/415, K. 2025/255 sayılı kararı.

2- Baki Boybaşı, Transfer Fiyatlandırmasında Emsallere Uygunluk İlkesinin Türkiye ve ABD Yargı Kararları Bağlamında Değerlendirilmesi, Adalet Yayınevi, 1. Baskı, Ankara, Eylül 2023.

3- Danıştay VDDK’nın E. 2023/898, K. 2025/383 sayılı kararı.

4- Danıştay 9. Dairenin E. 2023/2193, K. 2023/3371 sayılı kararı.

 

Hazırlayan:

Av. Cevdet Emre Koçak

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir