Uncategorized

Tam Yargı Davalarında Dava Açma Süresi İşlem veya Eylemin Sonuçlarının Ortaya Çıkmasından İtibaren Hesaplanmalıdır

Anayasa Mahkemesi (“AYM”) 11.06.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile tam yargı davalarında dava açma süresi işlem veya eylemin sonuçlarının ortaya çıkmasından itibaren hesaplanması gerektiğini hükme bağlamıştır. Aksi bir yorumla dava açma süresinin doğrudan işlem veya eylem tarihinden itibaren başlatılması, fazlasıyla katı bir yorum olarak değerlendirilip mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak sayılmıştır. (AYM’nin 11.06.2024 tarihli ve 32573 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 13.02.2024 tarihli ve 2021/40471 sayılı kararı)

Başvuruya konu somut olay şu şekildedir:

Başvurucular, Ağrı’nın Merkez ilçesi Sıddıkiye ve Yavuz Mahalleleri sınırları içinde bulunan ve tapu kayıtlarında “otel ve bunlara benzer misafir evi” ile “dükkan” olarak gösterilen taşınmazlarda bağımsız bölüm malikidir.

Başvurucuların bağımsız bölümlerinin bulunduğu binanın önünden geçen yola alt geçit-kavşak yapılmıştır. Projesi onaylanan alt geçit 21.11.2018 tarihinde hizmete açılmıştır. Başvurucular; alt geçit-kavşak yapımı nedeniyle maliki oldukları taşınmazların yer aldığı bölgede araç park etme imkanının ortadan kalktığını, yaya yolunun daraltıldığını, bu nedenle taşınmazlarına ulaşımın zorlaştığını, taşınmazların görünürlüğünün azalması nedeniyle ticari potansiyelin düştüğünü belirterek taşınmazlardaki değer kaybı nedeniyle oluşan zararların tazmin edilmesi talebiyle Ağa Belediye Başkanlığına başvurmuştur. Ağrı Belediye Başkanlığı başvurulara herhangi bir cevap vermemiştir.

Bunun üzerine taleplerin zımnen reddine dair işlem nedeniyle Erzurum İdare Mahkemesi’nde tam yargı davası açılmıştır. Açılan davada mahkeme, zararın alt geçit-kavşak yapılmasına ilişkin işlemden ve bu işlemin icrasından kaynaklandığını, dolayısıyla olayda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (“İYUK”) m. 12 hükmünün uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, idari işlemin icrasından yani somut uyuşmazlıkta alt geçit-kavşak inşaatının sona erdiği ve alt geçit-kavşağın hizmete açıldığı 21.11.2018 tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açılması gerektiği veya İYUK m. 11’e göre idareye başvuru yapılması gerektiği hükme bağlanmıştır. Mahkeme bu süreler geçirildikten sonra açılan davayı süre aşımından reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

Başvurucular bireysel başvuruda özet olarak; dava konusu edilen alt geçit-kavşak yapımının tamamlanarak işler hale gelmesinden sonra taşınmazlarının değer kaybına uğradığını ve zarar oluştuğunu öne sürmüşlerdir. Başvurucular, zararı öğrendikleri tarihten itibaren de bir yıl içinde idari başvuruda bulunduklarını ifade etmiştir. Benzer durumda gerek Danıştay gerekse İdare Mahkemeleri tarafından davacı lehine yorum yapılarak işin esasına girilmesine rağmen Mahkemece mevzuatın yanlış yorumlanması suretiyle haksız yere davalarının süre aşımı nedeniyle reddedildiğini belirten başvurucular, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir.

Uyuşmazlığın esasını incelemeden önce AYM, konuya ilişkin idari yargı kararlarına ve ilgili mevzuata yer vermiştir. AYM’nin yer verdiği Danıştay içtihatlarında özet olarak, idarenin eylemleri neticesinde oluşacak zararların bazen idarenin eylemi sona erdikten daha sonra ortaya çıkabileceğini, dolayısıyla İYUK’ta öngörülen dava açma sürelerinin aşırı şekilcilikten uzak bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği tespitleri yer almaktadır. Başka bir deyişle, tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkmasından sonra dava açma süresinin işletilmesi gereklidir.

Daha sonrasında uyuşmazlığın esasını değerlendirmeye geçen AYM, başvuruyu adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı ekseninde incelemiştir. Somut olayda Mahkeme; dava konusu zararın idare tarafından tesis edilen alt geçit-kavşak yapılmasına ilişkin işlemden kaynaklandığını, bu sebeple dava açma süresinin İYUK m. 12 kapsamında belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucular ise idarenin özel ve olağan dışı bir zarardan kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlü olduğunu, bu kapsamda idari eylem ve işlemlerin sonuçlarının daha sonraki bir süreçte ortaya çıkabileceğinin göz ardı edildiğini ve talep ettikleri tazminata konu olayda dava açma süresinin İYUK m. 13 kapsamında ele alınması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

İYUK m. 12’de özetle, ilgililerin haklarını ihlal eden idari işlem sebebiyle doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri ya da ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği ya da bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri düzenlenmiştir.

İYUK m. 13’te ise özetle, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerektiği, bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açabilecekleri belirtilmiştir.

AYM yerleşik içtihatları ile kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerekmektedir. Buradan hareketle, dava açma hakkının başladığı anın tespiti mahkemeye erişim hakkı açısından büyük önem taşımaktadır. Dava açma süresinin dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut şartlar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkını anlamsız kılacaktır.

Somut olayda mahkeme, kavşağın hizmete açıldığı tarihi esas alarak bu tarih itibarıyla yargısal yollara başvurulması gerektiğini belirtirken başvurucuların kavşağın meydana getirdiği zarardan (konumu, taşınmaza yakınlığı, ulaşıma etkisi gibi) haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenleri ortaya koymamış veya bu yönde bir değerlendirme yapmamıştır. Ayrıca mahkeme, zararın inşaatın tamamlanması ile ortaya çıktığını, bu nedenle dava konusu zararın temelinde bir idari işlem olduğunu değerlendirerek davayı idari işlemin icrasından doğan zararın tazmini talebiyle açılan tam yargı davası olarak nitelendirilmiş ve İYUK m. 11 kapsamında idareye başvuru yapılmasından sonra 60 gün içerisinde veya inşaatın bitim tarihinden sonraki 60 gün içerisinde dava açılması gerektiğini belirtmiştir.

AYM buna karşılık, başvurucuların açtığı tam yargı davasının, idarenin doğrudan kendileri aleyhine hukuka aykırı işlem tesis etmesine dayanmadığını vurgulamıştır. Başvurucuların açtıkları davada taşınmazlarının değerinin düşmesine yol açtığını iddia ettikleri asıl olgu, kavşağın yaya ulaşımını zorlaştırması ve ticari potansiyelini düşürmesidir.

Dolayısıyla başvurucuların ileri sürdüğü zarar, yapım sonrasında süregelen bir kullanım üzerine ortaya çıkmıştır. Mahkemenin bu iddiayı dikkate almaksızın alt geçidin faaliyete geçtiği tarihten itibaren başvurucuları idareye başvurmaya zorlayıcı yorumu başvurucuların mahkemeye erişim hakkını ihlal etmiştir.

 

Hazırlayanlar:

Av. Doğa Can Altınözlü

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir