Uncategorized

Profesörlüğe Yükselme ve Atama İçin 5 Yıl Boyunca Gelir Getirici Faaliyette Bulunmama Şartı Özel Hayata Saygı Hakkının İhlalini Oluşturur

Ankalex Logo EN-2

Anayasa Mahkemesi (“AYM”), üniversite tarafından yayınlanan öğretim üyesi alım ilanında 5 yıl süreyle kurum dışında gelir getirici herhangi bir faaliyette bulunmama şartının özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. AYM’nin 20.03.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararında, Anayasa’nın 130. maddesine  göre üniversite öğretim elemanlarının görevlerinin, unvanlarının, atama ve yükselmelerinin kanunla düzenleneceği, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu (“2547 sayılı Kanun”) ile profesörlüğe yükselmek için kanunda yazılan şartların yanında bilimsel kaliteyi arttırmak için üniversite tarafından ek şartlar getirebileceği, somut olaydaki profesör kadrosuna atanmak için 5 yıl süre ile kurum içi hariç gelir getirici herhangi bir mesleki etkinlikte bulunmama ek şartının bu maddeye uygun olmadığına hükmetti. Sonuç olarak, somut olayda kanunilik şartının gerçekleşmediğine ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine hükmedildi. (AYM’nin 20.03.2024 tarihli ve 32495 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 29.11.2023 tarihli ve 2019/17374 başvuru numaralı kararı)

Başvuruya konu olayda başvurucular, Hacettepe Üniversitesi’nde (“Üniversite”) tıp doçenti olmuş ve mesai sonrası serbest meslek faaliyetinde bulunmak için muayenehane açmışlardır. 2014 tarihinde 2547 sayılı Kanun’a, serbest mesleki faaliyette bulunan tıp öğretim elemanlarının üç ay içinde bu faaliyetlerini sona erdirmeleri öngören geçici madde eklemiştir. Bu geçici madde AYM tarafından iptal edilmiştir. İptal kararı nedeniyle başvurucular mesai sonrası serbest faaliyetlerine devam etmişleridir.

Daha sonra Üniversite 2017 yılında Resmi Gazete’de öğretim üyesi alım ilanı açmış ve başvurular için ilanda, ”Ataması yapılacak olanlar, 5 yıl süre ile (kurum dışında eğitim-öğretim ve araştırma etkinlikleri hariç) gelir getirici herhangi bir mesleki etkinlikte bulunmayacaklarını yazılı olarak beyan eder ve yazılı beyanlarının ekinde halihazırda gelir getirici herhangi bir mesleki etkinlikte bulunmadıklarını teyit eden resmi belgeleri sunarlar.” şeklinde ek şarta yer verilmiştir. Başvurucuların, profesörlük kadrosuna başvuruları ek şartı sağlamadıkları gerekçesiyle işleme konulmamıştır.

Başvurucular yapılan bu işlem neticesinde alım ilanında yer alan ek şartın iptali için İdare Mahkemesi’nde dava açmışlardır. İlk derece mahkemesi, 2547 sayılı Kanun’un 26. maddesinde profesörlüğe yükselerek atanına için asgari şartların belirlendiği ve bunların haricinde üniversitelerin münhasıran bilimsel kaliteyi artırmak amacıyla ek şartlar getirebileceğinin düzenlendiği ancak dava konusu ek şartın bu amaca yönelik olmadığını gerekçe göstererek iptal kararı vermiştir. İptal kararı üzerine başvurucular üniversiteye profesör olarak atanmışlardır.

Üniversite ise iptal kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmuş ve istinaf mercii dava konusu ek şartın sağlık hizmeti talebinin karşılanması ve öğrencilerin eğitimi açısından hizmetin belirli bir süre sadece Üniversiteye özgülenmesi amacıyla getirildiği, sınırlamasının süresiz olmayıp beş yıllık bir süreyi kapsadığı, dolayısıyla ek şartın 2547 sayılı Kanun’un 26. maddesinde belirtilen münhasıran bilimsel kaliteyi artırmak amacına yönelik olduğu gerekçeleriyle ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına ve davaların reddine karar vermiştir. Başvurucuların temyiz başvurusu, davanın İYUK 46. madde kapsamında temyiz yoluna kapalı olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.

Bunun üzerine başvurucular, ek şartın uygulanması halinde mesleki itibarlarının zedeleneceğini, halihazırda profesör kadrosunda olup mesleğini serbest olarak icra eden çok sayıda öğretim üyesi bulunduğunu, bu nedenlerle özel hayata saygı hakkının, adil yargılanma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Adalet Bakanlığı ise görüşünde başvurucuların istinaf mahkemesinin ret kararları sonrası profesörlük kadrosundan alınma riskine binaen bireysel başvuruda bulundukları, mahkeme kararını yorumlayıp icra etme görev ve yetkisinin ilgili idarede olduğunu, henüz gerçekleşmemiş muhtemel bir vakaya ilişkin olduğu, bu kapsamda başvurucuların mağdur sıfatının bulunup bulunmadığının kabul edilebilirlik incelemesinde dikkate alınması belirtmiştir.

AYM önüne gelen uyuşmazlıkta öncelikle mesleki hayatın özel hayat kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkin bir incelme yapmıştır. AYM, meslek hayatının kişilerin özel hayatlarıyla sıkı bir ilişkisinin olduğunu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinin özel hayata saygı hakkı kapsamında olabileceğini, yakın tarihli Tamer Mahmutoğlu kararında açıkça ortaya koymuştur. Somut olay kapsamında da ek şartın başvurucuların mesleki ve akademik faaliyetlerini, dolayısıyla özel hayatın ciddi şekilde etkilediğine, bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığına ve başvurunun özel hayata saygı kapsamında değerlendirilebileceğine karar verilmiştir.

Somut olaydaki özel hayata saygı hakkına müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığını inceleyen AYM, Anayasa’nın 13.maddesine göre temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması için kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama kriterlerinin sağlanması gerektiğini belirtmiştir. Anayasa’nın 130. maddesinde üniversite öğretim elemanlarının görevlerinin, unvanlarının, atama ve yükselmelerinin kanunla düzenleneceği, 2547 sayılı Kanun’un 26. Maddesinin (a) numaralı fıkrasında profesörlüğe yükselerek atanmak için doçentlik unvanını aldıktan sonra en az beş yıl süreyle açık bulunan profesörlük kadrosu ile ilgili bilim alanında çalışmış olmak ve ilgili bilim alanında özgün yayınlar veya çalışmalar yapmış olmak gerektiği, bu asgari şartların yanında Üniversitelerin Yükseköğretim Kurulunun onayını almak suretiyle, münhasıran bilimsel kaliteyi artırmak amacına yönelik olarak ve bilim disiplinleri arasındaki farklılıkları da göz önünde bulundurularak  objektif ve denetlenebilir nitelikte ek şartlar getirebileceği belirtilmiştir.

AYM, üniversitelere ek şart getirme imkanı veren maddenin üniversiteler için oldukça sınırlı bir takdir yetkisi verdiğine dikkat çekmiştir. Ayrıca, gelir getirici mesleki etkinlikte bulunmamaya ilişkin düzenlemenin bilimsel kaliteyi artırma amacına uygun ve elverişli bir ek şart olduğu da yargılama esnasında ortaya konulamamıştır. Dolayısıyla gelir getirici mesleki faaliyette bulunmama şeklindeki ek şart kanuni dayanaktan yoksundur. Tıp öğretim elemanlarının serbest mesleki faaliyetlerini sonlandırmasını öngören 2547 sayılı Kanun’un geçici 64. maddesinin AYM tarafından iptal edilmesi sonrasında da anılan faaliyetlerin sonlandırılmasına yönelik başka bir kanuni düzenleme de yapılmamıştır.

Açıklanan tüm bu gerekçelerle AYM, kanunda açıklanan bir düzenleme olmaksızın bir idari işlemle başvurucuların özel hayatına müdahalede bulunulduğu sonucuna varmıştır. Sonuç olarak AYM, üniversite tarafından yayınlanan ilanda yer alan profesör kadrosuna atanmak için 5 yıl süre ile kurum içi hariç gelir getirici herhangi bir mesleki etkinlikte bulunmama şartını, kanunilik şartını taşımadığından hareketle özel hayata saygı hakkının ihlali olarak kabul etmiştir.

Hazırlayanlar:

Av. Doğa Can Altınözlü

Stj. Av. Aleyna Kutlu

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir