Uncategorized

Kadının Evlilik Birliği İçerisinde Eşinin Soyadını Almasını Zorunlu Kılan Kanun Hükmü İptal Edildi

28.04.2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan AYM kararı kapsamında, evlilik birliği içerisinde kadının kocasının soyadını almasını zorunlu kılan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (“TMK”) m. 187 hükmü iptal edildi. Kararda özet itibariyle; kadının kimliği ile sıkı ilişki içerisinde bulunan evlilik öncesi soyadın evlilik birliği içerisinde tek başına kullanılamaması eşitlik ilkesinin ihlali olarak kabul edilmiştir. (28.04.2023 tarihli ve 32174 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesi’nin 22.02.2023 tarihli ve E. 2022/155, K. 2023/38 sayılı kararı)

İptal kararının konusunu teşkil eden TMK m. 187 hükmü şu şekildedir:

“III. Kadının soyadı

Madde 187- Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.”

Her şeyden evvel, önüne somut norm denetimi yoluyla gelen iptal istemini inceleyen AYM, uyuşmazlığın kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanması istemi olduğunu değerlendirmiştir.

İptal istemine konu kural en temelde şu düzenlemeyi içermektedir: Kadın, evlenmenin gerçekleşmesiyle birlikte kocasının soyadını alacak ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadının önünde evlenmeden önceki soyadım da kullanmaya yönelik talepte bulunabilecektir. Başka bir deyişle kadının evlenmeden önceki soyadını kullanabilmesi bu yönde talepte bulunması ve anılan soyadım kocasının soyadının önünde kullanması şartlarına bağlanmıştır. Bu itibarla kurala göre kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra tek başına kullanabilmesi mümkün değildir.

İptal isteminin gerekçesi ise soyadının kadının kimliği ile kişiliğinin bir parçasını oluşturmasına rağmen itiraz konusu kuralla kadının evlenmeden önceki soyadını kullanma hakkına getirilen sınırlamanın meşru bir amacının bulunmaması ve erkeğin doğumla kazandığı soyadını ömür boyunca kullanması mümkün iken aynı hakkın kadına tanınmamasının eşitlik ilkesiyle bağdaşmamasıdır.

Uyuşmazlığı eşitlik ilkesi kapsamında değerlendiren AYM, eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir. Eğer bu yönde farklı bir uygulama varsa farklı uygulamanın nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı, nihayetinde nesnel ve makul bir temele dayanıyorsa söz konusu farklı
muamelenin ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir.

AYM ilk önce, eşitlik ilkesine dair açıklamaları yaptıktan sonra evlilik birliğinin eşler arası eşitliğe dayandığını belirtmiştir. Buna ilaveten, bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru haline gelen, birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri, vazgeçilmez, devredilmez ve kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan isim hakkının da kişinin özel hayatının bir unsuru olduğu açıktır. Dolayısıyla cinsiyet, doğum kaydı gibi kimlik bilgileri ve aile bağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlarda değişiklik ve düzeltme yapılmasını isteme hakkının yanı sıra isim ve soyadı hakkı da Anayasa'nın özel hayatı düzenleyen 20. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.

Bu değerlendirmelerden sonra AYM, kadın ile erkeğin soyadının kullanılması konusunda farklı muameleye tabi tutulduğunu tespit etmiştir. Bunun sebebi ise, erkeğin evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra da tek başına kullanabildiği halde itiraz konusu kuralla kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra ancak kocasının soyadının önünde kullanabilmesidir. Bu durum AYM’ye göre, benzer durumda olan eşler arasında cinsiyet temelinde farklı muameledir.

Bu itibarla, kadının evlilik öncesi soyadını tek başına kullanmasına izin vermeyen itiraza konu kuralın bir müdahale teşkil ettiği açıktır. AYM, söz konusu kuralın ihdas amacının nüfus kayıtlarındaki karışıklığın önlenmesi ve soy bağının sağlıklı bir şekilde tespit edilmesi olduğunu ve esasen bunun kamu yararını içerdiğini de belirtmiştir. Ancak kararın dikkat çekici noktalarından biri AYM’nin bireylerin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralarının bulunması ve nüfus hizmetlerinin bilişim teknolojilerinden faydalanılmak suretiyle sunulduğunu belirterek bilişim teknolojileri vasıtasıyla bu tür karışıklıkların halihazırda önlenebileceğini kabul etmesidir. Dolayısıyla kamu yararının sağlanmasının yegane yolunun, kadının evlendikten sonra kendi soyadını ancak eşinin soyadının önünde kullanması olduğu söylenemeyecektir. Ayrıca, kadının evlendikten sonra kocasının soyadını almasının ailenin ortak bir soyadına sahip olmasını mümkün kılan tek seçenek olmadığı da belirtilmiştir.

Sonuç olarak, aile bağlarının korunup güçlendirilmesi amacının da kuralla öngörülen farklı muamelenin makul nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra ancak eşinin soyadının önünde kullanabileceğinin öngörülmesinin başka bir nedeni de AYM tarafından tespit edilemediği için itiraza konu kural ile öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanmaması sebebiyle eşitlik ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla anılan kural iptal edilmiştir.

Son olarak kararın, Resmi Gazete’de yayınlandığı gün olan 28.04.2023 tarihinden başlayarak 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar  verilmiştir.

Hazırlayan:

Av. Doğa Can Altınözlü

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir