Uncategorized

İyi Yönetişim İlkesi Işığında Mülkiyet Hakkı İhlali

Anayasa Mahkemesinin 17.03.2023 tarihinde 32135 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararında yurt dışından alınan diploma sebebiyle idarenin memuriyet unvanını sonradan değiştirmesi mülkiyet hakkını yönetişim ve ölçülülük ilkesi gereği ihlal ettiği hususunda önemli noktalara değindi.

Bireysel başvuru yoluna giderek hak ihlaline uğradığını iddia eden başvurucunun başından geçenleri özetle anlatacak olursak. Başvurucu 1973 yılında Amerika Birleşik Devletlerindeki sussex üniversitesi ‘applied physics’ lisans bölümünden mezun olduktan sonra Birleşik Krallık’ta başlattığı Londra Üniversitesi Nükleer Reaktör alanında yüksek lisans eğitimini 1975 senesinde tamamlamıştır. Bunun üzerine Türkiye’ye gelerek 1976 senesinde Çekmece Nükleer Enerji Araştırma ve Eğitim Merkezinde mühendis unvanıyla başladığı görevine 1.12.979 tarihinde kadro karşılığı sözleşmeli mühendis olarak devam etmiştir. İdare 08.02.2008 tarihinde başvurucunun mezun olduğu lisans programının fizik olduğunu belirterek mühendis unvanı fizikçi olarak ve 3600 olan ek göstergesi 3000 olarak
değiştirilmiştir.

İdari işlemin iptali istemiyle 31.02.2008 tarihinde İstanbul 4. İdare Mahkemesinde (Mahkeme), atandığı dönemde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından kendisine yurt dışındaki eğitiminin nükleer fizik yüksek mühendisi olduğunun ifade edilerek denklik verildiği gerekçesiyle ve okuduğu bölümün fizik değil İngilizce olarak appiled pyhsics olduğunu Türk yükseköğretim sisteminde fizik mühendisliğine karşılık geldiğini de ekleyerek dava açmıştır. İdare ise başvurucunun işe alınırken lisans diploması dikkate alınmadan yüksek lisans diploması göz önünde tutularak yüksek mühendis kadrosuna atandığını söz gelimi meslek unvanının kazanılması için o meslekle ilgili lisans eğitiminin tamamlanmasına bağlı olması fakat başvurucunun yüksek lisans diplomasının mühendislik olmasının hata olduğunu savunmuştur. Mahkemeye göre o dönemde MEB bünyesindeki Yükseköğretim Genel Müdürlüğü tarafından denklik işlemi usule uygun bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Ayrıca aradan geçen otuz iki sene sonra o dönemde bulunmayan Yüksek Eğitim Kuruluna (YÖK) bu hususta soru sorulmasının ve alınacak cevaba göre yeni işlem yapılmasını hukuken mümkün görmemiştir. Nitekim mahkemece başvurucunun okuduğu bölüm atandığı bölümle tam bir uyum içerisinde bulunmuş bu nedenle kazanılmış hak ilkesi gereğince de idari işlemin iptal edilmesi yönünde karar verilmiştir.

Bunun üzerine İdare benzer gerekçelerle davayı temyiz etmiştir. Danıştay temyiz incelemesinde YÖK’ten başvurucunun diplomasıyla ilgili görüş istemiştir. YÖK’e göre başvurucunun lisans diplomasının fizik mühendisliği yeterliliğini karşılamamaktadır ayrıca yüksek lisans eğitimi aldığı Sussex Üniversitesi’nin bahsedilen bölümü 1979 tarihinde girenler için uygulamalı fizik mühendisliği adını aldığını belirtmiştir. Söz konusu görüş üzerine Danıştay Mühendislik Ve Mimarlık Hakkında Kanunun maddesini gerekçe göstererek lisans eğitimini mühendislik olarak tamamlamamış başvurucunun unvanının ve ek göstergesinin değiştirilmesini uygun bulmuştur. Başvurucunun bugüne kadar kazanmış olduğu ücretlerin ise geri istenemeyeceğine karar vermiştir. Mahkeme danıştayın bu kararına dirense de önceki kararlar tekrarlanmış olmakla beraber Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) ısrar kararını bozmuştur.

Başvurucu İDDK’ya karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Gerekçesinde yüksek lisans yapmış olduğu bölümün ismi 1979 senesinde mühendislik olarak değişmiş olsa da değişiklik sadece bölümün ismine yönelik olduğunu müfredatın ise değişmediğini belirtmiştir. İDDK karar düzeltme talebini reddetmiş nihai kararı 24.21.2018 tarihinde başvurucuya tebliğ olunmuştur.

Başvurucu Anayasa Mahkemesine (AYM) mülkiyet hakkının ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur. AYM’ye göre her ne kadar söz konusu yüksek lisans bölümünün isminin 1979’dan sonra fizik mühendisliği olarak değişmiş olsa da başvurucunun müfredatın aynı kaldığı sadece içeriğinin değiştiği iddiası haklı bir gerekçedir. Ayrıca AYM idarenin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etmesi yani kamu yararına ilişkin bir husus söz konusu olduğunda uygun zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak işlem yapması gerekliliğine değinmiş dolayısıyla konuya yaklaşımın ölçülülük ilkesi dikkate alınarak yapılması gerektiğini de vurgulamıştır. AYM somut olayda başvurucunun idareyi sahte diploma ve benzeri şeylerle yanıltmaması idarenin ise bu olayın üzerinden otuz iki yıl geçtikten sonra hatayı düzeltmesi kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunmasındaki bireysel yararın dengesini bozduğunu ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğunu belirtmiştir.

Sonuç olarak AYM, başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yönetişim ilkesi ve ölçülülük bakımından haksız olduğunu kabul etmiştir. Makul sürede yargılanma hakkının da 10 yıl 8 ay 23 günlük sürenin göz önüne alındığında açıkça ihlal edildiğini söyleyerek söz konusu idare aleyhine davayı karara bağlamıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir