Uncategorized

Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçuna İlişkin Madde Anayasa’ya Uygun Bulundu

Ankalex Logo EN-2

Anayasa Mahkemesi (“AYM”), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (“TCK”) m. 217/A’da yer alan halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu Anayasa’ya uygun buldu. İptal istemine konu hüküm ilk ihdas edildiğinde, hükmün kendi içerisinde belirsiz tanımlamalar içermesi ve uygulayıcılar açısından keyfi olarak kullanılabilecek nitelikle olması eleştiri konusu yapılmıştı. Hükmün kendi içerisinde belirsiz ifadeler taşımasından hareketle kuralın, ifade özgürlüğüne yönelik ölçüsüz sınırlama teşkil ettiği iddiasıyla kuralın iptali istenmiştir. AYM ise, kuralın ölçülü, elverişli ve meşru bir amaca yönelik olduğunu belirterek iptal istemini reddetmiştir. (AYM’nin 23.02.2024 tarihli ve 32469 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan E. 2022/129, K. 2023/189 sayılı ve 08.11.2023 tarihli kararı)

İptal başvurusuna konu olan TCK m. 217/A hükmü şu şekildedir:

“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma

Madde 217/A-

(1) Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği; kamu düzeni ve genel sağlığı üe ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır

(2) Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi halinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.”

İptal başvurusunun gerekçesi özet itibariyle şu şekildedir: Kuralda düzenlenen suçla ifade özgürlüğüne ağır bir müdahalede bulunulmaktadır ve maddede yer alan gerçeğe aykırı bilgi kavramı belirsizlik içermektedir. Buradan hareketle kuralın yorumlanmasında belirsizlik oluşmaktadır ve kuralda yer alan iç ve dış güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlık gibi ifadeler nedeniyle failin kastını tespit etme uygulayıcılar açısından zorluk teşkil edecektir. Son olarak Türk hukukunda hem erişim engelleme hem de ceza normu olarak kamu düzenini bozucu nitelikteki yanlış bilgiyle mücadele edebilecek diğer araçların da bulunduğu, suç için öngörülen ceza nedeniyle tutuklama tedbirine başvurulmasının mümkün olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu öne sürülmüştür.

AYM, öncelikle iptal istemine konu kuralın anlam ve kapsamını belirlemiştir. Dava konusu kural ile halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu ihdas edilmiştir. Kuralın 1. fıkrasında sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi karım barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimselerin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.

Kuralda düzenlenen suçun oluşabilmesi için gerçeğe aykırı bir bilginin var olması, bu bilginin ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgisinin bulunması, yine söz konusu bilginin kamu barışını bozmaya elverişli olması ve alenen yayılması, son olarak da failin sırf halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hareket etmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Kuralın 2. fıkrasında ise failin bu suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi halinde cezanın yan oranında artırılacağı öngörülmüştür. Kuralda halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimsenin cezalandırılacağı ifade edildiğinden suçun faili herkes olabilir.

Daha sonrasında kuralın Anayasa’ya aykırılığını incelemeye geçen AYM, uyuşmazlığı ifade hürriyeti ekseninde değerlendirmiş ve daha öncesinde vermiş olduğu benzer nitelikte kararlara atıf yapmıştır. AYM’nin daha öncesinde ifade özgürlüğüne ilişkin vermiş olduğu kararlardaki yerleşik görüş; ifade özgürlüğüne yönelik bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gerektiği, bir başka ifadeyle sınırlamanın demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerektiği yönündedir.

Bu açıklamalardan sonra AYM, gerçeğe aykırı bir bilginin kamu barışını bozmaya elverişli bir şekilde yayılmasının ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili önemli kamusal menfaatleri tehlikeye atabileceği, ayrıca anılan bilginin kamusal tartışmalara herhangi bir katkı sağlamayacağı dikkate alındığında kuralla getirilen düzenlemenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğunu belirtmiştir. Kuralı elverişlilik ve ölçülülük yönünden değerlendiren AYM; sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilginin kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayılmasının yaptırıma bağlanmasının kamu düzeninin ve güvenliğinin bozulmasına karşı caydırıcı bir etki meydana getireceğini gözetmiş ve kuralı elverişli olarak değerlendirmiştir. Kural ölçülülük yönünden değerlendirildiğinde ise suçun temel şekli için öngörülen yaptırımın türü ve miktarı, suçun nitelikli hallerinin tehlike düzeyi dikkate alınarak belirlenen artırım oranı, verilen hükme karşı ilgililerin istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurma imkanının bulunduğu gözetildiğinde kuralın öngördüğü sınırlamanın orantılılık ilkesiyle çelişmediği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmedilmiş ve yapılan başvuru reddedilmiştir. Buna karşılık kararda pek çok karşı oy da mevcuttur. Karşı oylarda yer alan gerekçeler ise şu şekildedir:

İptali istenen kural yukarıdaki ilkeler ışığında incelendiğinde, suçun hem maddi hem manevi unsurunun hem de öngörülen özel kastın, suç ve cezaların belirliliği ilkesine aykırı olacak biçimde tamamen yargı yorumuna muhtaç bırakıldığı görülmektedir. Nitekim gerek “halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saiki” gerekse “ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı” hususları ile “gerçeğe aykırı bilgi” ve “kamu barışını bozmaya elverişlilik” ile “alenen yayma“ unsurlarının tamamı, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin asgari olarak gerektirdiği kesinlik ve öngörülebilirlikten oldukça uzak ve geniş yorumlanmaya müsait kavramlardır.

Esasında kural hiçbir somutlaştırma ve değerlendirme ihtiyacı duyulmaksızın kamu barışını bozmaya elverişli olan her türlü gerçeğe aykırı bilginin cezalandırılabilmesine imkan tanıyan yönü ile kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı ifade özgürlüğünü koruyucu bir niteliğe sahip olmaktan uzaktır. Dolayısıyla dava konusu kural ifade özgürlüğüne demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir sınırlama niteliği taşımaktadır.

Son olarak, itiraz konusu kural esasen bir tehlike suçu niteliğindedir. Benzer nitelikteki somut tehlike suçlarında “açık ve yakın tehlike” kriterine yer verilmiştir. Örneğin TCK m. 215’te düzenlenen “Suçu ve suçluyu övme” suçunda failinin cezalandırılması için “kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” şartı aranmaktadır. İtiraz konusu kuralda, ortaya çıkması beklenen tehlikenin tanımlanmamış olması belirsizlik yaratmaktadır. Bu gerekçelerden hareketle bazı üyeler, itiraz konusu kuralın iptal edilmesi gerektiğini belirtmiş ve çoğunluk görüşüne katılmamışlardır.

Hazırlayan:

Av. Doğa Can Altınözlü

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir