Uncategorized

#3 Vergi Hukuku Bülteni (6 – 20 Mayıs 2024 Vergi Hukuku Gelişmeleri)

Vergi Hukuku Mevzuatında Gelişmeler

1- Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (“GİB”) resmi internet sitesinde 14.05.2024 tarihinde Engelliler İçin Vergi Rehberi yayınlanmıştır. Yayınlanan rehber kapsamında:

  • Engellilik indiriminin kapsamı, başvurusu ve hangi raporların geçerli olduğu,
  • Engellilik indiriminden kimlerin yararlanabileceği,
  • Engellilik indirimi tutarlarının ne kadar olduğu,
  • Engellilik indiriminden yararlanmak için yapılması gerekenler,
  • Yurt içinden alınan taşıtlarda sağlanan özel tüketim vergisi avantajı,
  • Katma değer vergisinde sağlanan vergi avantajları,
  • Motorlu taşıtlar vergisinde sağlanan vergi avantajları,
  • Gümrük vergisinde sağlanan vergi avantajları,
  • Emlak vergisinde sağlanan vergi avantajları konularında özet bilgilere yer verilmiştir.

 

2- GİB’in resmi internet sitesinde 15.05.2024 tarihinde VUK-168/ 2024-6 sayılı Vergi Usul Kanunu Sirküleri yayınlanmıştır. Yayınlanan sirküler ile özet olarak, 17.05.2024 günü sonuna kadar verilmesi gereken 2024 I. Geçici Vergi Dönemine (Ocak-Şubat-Mart) ait Gelir ve Kurum Geçici Vergi Beyannamelerinin verilme süreleri ile bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri 22.05.2024 Çarşamba günü sonuna kadar uzatılmıştır. Son olarak anılan uzatmanın, ilgili geçici vergi dönemi itibarıyla beyanname verme tarihi 17.05.2024 günü sonu olan özel hesap dönemine tabi mükellefleri de kapsayacağı açıklanmıştır.

 

3- GİB tarafından 16.05.2024 tarihli Resmi Gazete’de Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair 7440 Sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No: 6) yayınlanmıştır. Bilindiği üzere 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun m. 9/10 ile Hazine ve Maliye Bakanlığınca mücbir sebep hâli ilan edilen yerlerde bu hâlin Kanun’da belirlenen başvuru süresince devam etmesi durumunda, bu yerlerdeki dairelere yapılacak başvurunun süresi mücbir sebep hâlinin sona erdiği tarihi takip eden üçüncü ayın sonuna kadar uzayacağı, bu takdirde Kanun kapsamında ödenmesi gereken tutarların ilk taksiti; başvuru süresinin sona erdiği tarihi takip eden ayın sonuna kadar, diğer taksitlerin ise bu taksiti takip eden aylık dönemler hâlinde bu Kanun hükümlerine göre ödeneceği hükme bağlanmıştır.

 

4- Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 17.05.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararında, mükellefiyetini kendi iradesiyle sona erdiren veya mükellefiyeti re’sen terkin edilen gerçek kişilere mükellefiyetinin sona erdiği tarihten sonra yapılacak tebligatın, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi uyarınca elektronik ortamda yapılmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır. Karara dair detaylı açıklamalarımıza bağlantıyı kullanarak erişebilirsiniz. (Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 17.05.2024 tarihli ve 32549 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 06.03.2024 tarihli ve E. 2023/9, K. 2024/3 sayılı kararı)

 

Vergi Hukukunda Yargı Kararları

Vergi hukuku alanında önemli gördüğümüz yargı kararı aşağıda özetlenmiştir:

1- Danıştay 7. Dairesi’nin 21.03.2023 tarihli ve E.2022/3483, K.2023/1612 sayılı kararı ile vergi alacağının doğduğu dönemde yalnızca bankacılık işlerini takip etmek üzere sınırlı bir şekilde işlem yapma yetkisi verilen davacının, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (“VUK”) kapsamında şirket borçlarından sorumlu kanuni temsilci olarak nitelendirilemeyeceğine ve adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emri düzenlenmeyeceğine hükmedilmiştir.

  • Karara konu somut olayda, bir limited şirketin 2010 ve 2011 yıllarına ait amme borçlarının asıl borçlu şirketten tahsil edilemediğinden bahisle VUK m. 10 ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un (“AATUHK”) mükerrer 35. maddesi uyarınca davacıya kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emri tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine davacı, ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açmıştır.
  • İlk derece mahkemesi yapılan yargılama neticesinde öncelikle, ödeme emirlerine konu amme alacaklarının asıl borçlu şirket tarafından 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırıldığını ve anılan borçların ödeme taahhüdünde bulunularak taksitlere bağlandığını, yapılandırma sonucu şirkete ait borçlara ilişkin yeni bir hukuki durum ortaya çıktığını tespit etmiştir. Somut olayda asıl borçlu şirketin yapılandırma şartlarını ihlal ettiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla yapılandırmanın ihlali sonrasında değişen tutarlar dikkate alınarak tüzel kişiliği devam eden şirket adına ödeme emri, haciz varakası, haciz bildirisi düzenlenerek takip yapılması ve ardından şirket hakkında yapılan takiplerden sonuç alınamaması durumunda yapılandırma tarihindeki kanuni temsilcisi adına ödeme emri düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu yöntem uygulanmadan doğrudan yapılandırmadan önceki ödeme emirleri dayanak alınmak suretiyle borçların ait olduğu dönemde kanuni temsilci olan davacı adına ödeme emri düzenlenmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
  • Davalı idarenin anılan karara karşı yapmış olduğu istinaf başvurusu da reddedilmiştir.
  • Davalı idare tarafından yapılan temyiz başvurusunda ise Danıştay, uyuşmazlığa tamamen farklı bir açıdan yaklaşmıştır. Danıştay öncelikle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve AATUHK kapsamında kanuni temsilci sıfatını açıklamıştır. Daha sonrasında dava dosyasının incelenmesinden davacının; hariçten şirket müdürü olarak atandığı, şirketin tüm bankalarda her türlü hesapları açmaya, açılmış veya açılacak olan ve halen mevcut bulunan hesaplara para yatırmaya, hesaplardan para çekmeye, ahzu kabza, sulh ve ibraya, şirket adına gerek yurt içinden ve gerekse yurt dışından gelmiş ve gelecek olan tüm havaleleri almaya, tahsile, hesaplara geçmesi halinde dahi paraları almaya, şirket hesaplarından paraların çekilmesi, havalelerin alınması ve diğer bankacılık işlerinin yapılmasında yazılı talimatların imzalanmasında, işlemlerin takibi, hesap özetlerinin alınması, hesapların kontrolü işlemlerinde şirket müdürü ve aynı zamanda ortağı olan şahıs ile müştereken yetkili kılındığı tespit edilmiştir.
  • Danıştay bu tespitten hareketle kanuni temsilcinin vergisel yükümlülükler de dahil olmak üzere şirketi her konuda en geniş şekilde temsil ve idareye yetkili kişi olduğu hususunu vurgulamış ve davacının, vergi alacağının doğduğu dönemde kanuni ödevleri yerine getirme hususunda yetki ve sorumluluğu olmadığını, yalnızca bankacılık işlerini takip etmek üzere sınırlı bir şekilde işlem yapma yetkisi verildiğini belirtmiştir. Dolayısıyla bu yetkilere sahip olan davacının VUK kapsamında şirket borçlarından sorumlu kanuni temsilci olarak nitelendirilemeyeceğini ve kanuni temsilci sıfatıyla adına ödeme emri de düzenlenemeyeceğini hükme bağlamıştır. Sonuç olarak idarenin temyiz istemi, farklı bir gerekçe ile reddedilmiştir.

 

Hazırlayan:

Av. Doğa Can Altınözlü

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir