22.06.2026
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun (“VDDK”) 19.06.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararında, mükelleflerin “özel esaslar/3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler” kapsamına alınmasına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda, uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir. VDDK, söz konusu kapsama alma işleminin yalnızca hazırlık işlemi niteliğinde olmadığı; mükellefin ticari ilişkilerini ve hukuki durumunu etkileyebilecek nitelikte olduğu gerekçesiyle, işleme dayanak alınan hususların hukuka uygun olup olmadığının incelenmesi gerektiği yönünde aykırılığı gidermiştir. (Danıştay VDDK’nın 19.06.2026 tarihli ve 33285 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 01.04.2026 tarihli ve E. 2025/26, K. 2026/6 sayılı kararı)
Uyuşmazlığın temelinde, mükelleflerin “özel esaslar/3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler” kapsamına alınmasına dair işlemin, tek başına iptal davasına konu edilip edilemeyeceği bulunmaktadır. Vergi idaresi uygulamasında, mükelleflerin KDV iade taleplerinin hangi usulle yerine getirileceği, Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nde (“Tebliğ”) yer alan düzenlemeler çerçevesinde belirlenmektedir. Bu kapsamda bazı mükellefler, haklarında bulunan olumsuz rapor veya tespitler nedeniyle, KDV iade talepleri vergi incelemesi sonucuna göre yerine getirilecek mükellefler arasında değerlendirilmektedir.
7524 sayılı Kanun ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 36. maddesinde değişiklik yapılmış; KDV iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi temel yöntem olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte Hazine ve Maliye Bakanlığına; mükellefiyet süresi, çalışan sayısı, aktif ve özsermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, vergisel ödevlerin zamanında yerine getirilip getirilmediği, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma yönünde olumsuz rapor ya da tespit bulunup bulunmadığı gibi kriterleri esas alarak mükelleflerin vergisel uyum seviyelerine göre farklı iade yöntemleri belirleme yetkisi verilmiştir.
Bu doğrultuda Tebliğ’de alan düzenlemeler uyarınca, bazı mükelleflerin KDV iade talepleri teminat veya yeminli mali müşavir raporu gibi alternatif usuller yerine vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmektedir. Uyuşmazlık da, mükellefin bu kapsama alınmasına ilişkin işlemin kesin ve yürütülebilir bir işlem olup olmadığı ve bu işleme karşı açılan davada uyuşmazlığın esasının incelenip incelenemeyeceği noktasında ortaya çıkmıştır.
Aykırılığın giderilmesi istemine konu Bölge İdare Mahkemesi kararları özetle şu şekildedir:
Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi Kararı
Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi, dava konusu işlemin hazırlık işlemi niteliğinde olduğu görüşündedir. Daire’ye göre, mükellefin KDV iade talebi bulunmadığı sürece, bu kapsama alınma işlemi tek başına mükellef hakkında doğrudan bir hak veya yükümlülük doğurmamakta; nihai işlem ancak iade talebi üzerine yapılacak değerlendirme sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, kapsama alma işlemine ilişkin hukuka aykırılık iddialarının ancak nihai işleme karşı açılacak davada ileri sürülebileceği belirtilmiş ve dava konusu işlemin kesin ve yürütülebilir işlem niteliğinde olmadığı kabul edilmiştir.
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi Kararları
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi ise farklı yönde kararlar vermiştir. Daire’nin kararlarında, mükellefin bu kapsama alınmasının ticari itibarı ve faaliyetleri üzerinde doğrudan etki doğurabileceği; ticari ilişki içinde bulunduğu kişiler nezdinde tereddüt yaratabileceği ve ekonomik kayıplara yol açabileceği değerlendirilmiştir. Bu nedenle, söz konusu işlemin mükellefin kişisel menfaatini etkileyen, idari davaya konu edilebilir kesin ve yürütülebilir işlem niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.
VDDK, aykırılığı değerlendirirken öncelikle iptal davasının konusunun idari işlem olduğunu ve bir idari işlemin iptal davasına konu edilebilmesi için kesin ve yürütülmesi gereken nitelik taşıması gerektiğini belirtmiştir. Bununla birlikte Kurul’a göre, vergi idaresi, haksız iadelerin ve vergi kaybının önlenmesi amacıyla ilgililer hakkında tek yanlı iradesiyle ve ilgililerin menfaatini etkileyebilecek bazı idari işlemler tesis edebilir. Mükelleflerin “özel esaslar/3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler” kapsamına alınması da bu nitelikte bir idari işlemdir.
VDDK’ya göre, bu kapsama alınan mükelleflerin durumu yalnızca kendi KDV iade talepleri bakımından sonuç doğurmamaktadır. Uygulamada bu bilgi, mükellefin ticari ilişki içinde bulunduğu diğer mükelleflerin KDV iade süreçlerinde de karşılarına çıkabilmektedir. Özellikle KDV iade kontrol raporlarında veya yeminli mali müşavirlerce vergi dairesinden bilgi talep edilmesi durumunda, bu kapsama alınma bilgisi görülebilmekte; bu durum mükellefin ticari ilişkilerini, itibarı ve hukuki menfaatlerini etkileyebilmektedir.
Kurul, bu nedenle söz konusu işlemin yalnızca hazırlık işlemi olarak nitelendirilemeyeceğini kabul etmiştir. Mükellefin bu kapsama alınması, hakkında tesis edilen kişiyle birlikte onunla hukuki ilişki içinde bulunan kişileri de etkileyebilecek sonuçlar doğurduğundan, işlem kesin ve yürütülebilir niteliktedir. Dolayısıyla bu işleme karşı açılan davalarda, davanın incelenmeksizin reddi yerine, işleme dayanak alınan hukuki ve maddi sebeplerin incelenmesi gerekmektedir.
VDDK ayrıca, 7524 sayılı Kanun ile KDV Kanunu m.36’da yapılan değişiklik sonrasında KDV iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesinin temel yöntem olarak belirlenmiş olmasının, idarenin her mükellefi aynı şekilde ve dayanak göstermeksizin bu kapsama alabileceği anlamına gelmediğini değerlendirmiştir. Zira Kanun, Hazine ve Maliye Bakanlığına belirli kriterleri esas alarak mükelleflerin vergisel uyum seviyelerine göre farklı iade yöntemleri belirleme yetkisi tanımaktadır. Bu nedenle, kapsama alma işleminin dayanağı olarak gösterilen olumsuz rapor veya tespitlerin maddi olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve hukuka uygun olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak VDDK; mükelleflerin “özel esaslar/3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler” kapsamına alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davalarda, uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiği yönünde aykırılığı gidermiştir. Böylece, söz konusu kapsama alma işlemlerinin yalnızca hazırlık işlemi olarak görülemeyeceği; mükellefin ticari ilişkilerini ve hukuki durumunu etkileyebilecek nitelikte olduğundan, bu işlemlere karşı açılan davalarda işlemin dayanağı olan olumsuz rapor ve tespitlerin hukuka uygunluğunun incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Hazırlayan:
Av. Cevdet Emre Koçak